🌊 Mısır Alfabesi Ile Isim Yazma
alfabesiile yazılmış 441 civarında yazma eser vardır. dışında Doğu Türkçesi ile kaleme alınmış yazma eserlerin çoğu 16. Rusya, Türkiye, Mısır, Almanya,
MezopotamyaMısır ve Fenike medeniyetlerinin kullanmış oldukları yazılar genel olarak o dönemde kendilerine ait olan yazı türleri olarak bilinmektedir her toplumun kendine ait bir şekilde yasa çıkarmış ve bu yazılar bazen daha birçok medeniyetin kullanılmıştır yukarıdaki bilgilere göre vermiş olduğunuz cevaplar ve bilgiler bu konuda araştırma yaptığımız için bize
Doğuyadoğru aynı zamanda, Fenike alfabesi, İbranice, Süryani ve Arapça yazılı sistemlerin temeli olan Aram alfabesi için erken bir temel oluşturacaktır. Bir dil olarak Aramik, Yeni Assur imparatorluğu, Yeni Babil imparatorluğu ve belki de en önemlisi İsa Mesih ve öğrencileri arasında konuşuldu.
İsimlerin cinsiyeti Mısır isimleri iki cinsiyeti birbirinden ayırır: eril ve dişil. a) Eril isimler ya özsel ya da türev isimlerdir: i) Özlü isimler, tipik olarak insanlara, nesnelere, canlı organizmalara ve benzerlerine atıfta bulunmak için kullanılan kelimelerdir. s pr ii) Türev isimler, fiiller, mastar, sıfat ve sıfatlardan türetilen kelimelerdir.
Kaligrafiile Hatice ismini yazdım. İsmi Hatice olan sevdiklerinize gönderebilirsiniz.Bu ve buna benzer videoları izleyerek kaligrafi yazmayı deneyebilirsini
Moğolalfabesi, Eylül 1999'da 3.0 sürümünün yayınlanmasıyla Unicode standardına eklendi . Ancak, Moğol Unicode'da şimdiye kadar çözülmemiş birçok tasarım sorunu var. Model son derece dengesiz ve kullanıcı grubu 1999 tasarımını sevmiyor. 1999 Moğol alfabesi Unicode kodları çoğaltılır ve aranamaz.
İsminiziEski Mısır Sembolleri ile Yazın. Mısır sembolleri ile isim yazmanın dayanılmaz eğlencesi. Hiyeroglifler, bundan 5000 yıl önce Antik Mısırlılar tarafından yazma sisteminde kullanılmıştı. Bu ilginç semboller; Firavun mezarlarında, piramitlerde ve anıtlarda halen bulunuyor. Sütun ve satırlar halinde de yazılmaya
Mors alfabesi, 1832 yılında telgraf ile alakadar olmaya başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturuldu. 1837’de de kullanılmaya başlandı. 1840 yılına gelindiğinde ise mors alfabesi için patent başvurusunda bulunuldu. İlk hat ABD’de Baltimore, Maryland ile başkent Washington arasında kuruldu.
Çalışmanın Giriş bölümünü takiben A. Yazma Hakkında (s. 21-24); B. Yayım Metodu Hakkında (s. 25-27), C. Hikmetler Nasıl Değerlendirilmeliydi, Ne Yapıldı (s. 28-38), Çevriyazı Alfabesi (s. 39-42) bölümlerine yer verilmektedir. Araştırmacı, bu bölümlerde çalışmanın nasıl ve niçin yürütüldüğü hususunda
Onların "Alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değil,resim ve işaretlerden oluşmuştu. Biz Mısır yazısına "Kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz.Bu isim Mısırlıların,yazı yazma yetilerinin onlara ilim Tanrısı Tot tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor.
Mısır Alfabesi İle İsmini Yaz. Yine hem Mısır hiyeroglifleri hakkında bilgi almak hem de antik Mısır ile çeşitli araştırmaları okumak için aşağıdaki siteyi ziyaret edebilirsiniz. Sitede ayrıca mısır hiyeroglifleri ile isim yazabilirsiniz. Kaynak: https://discoveringegypt.com/egyptian-hieroglyphic-writing/hieroglyphic-typewriter/.
Mısırbilimciler, antik Athribis’te yaklaşık 2.000 yıl önce yazı malzemesi olarak kullanılan 18.000’den fazla yazılı çömlek parçaları buldular. Tiberius adlı bir adam tarafından verilen Kıpti dilinde makbuz (muhtemelen 6. yüzyıl) . C: Tübingen Üniversitesi.
lHYa8. Farsçada J var mı?Fars alfabesi, Farsçanın İran ve Afganistan'da kullanılan yazı sistemidir. Kökeni Arap alfabesine dayanır, bu alfabeye Arapçada bulunmayıp Farsçada bulunan ژ ,چ ,پ ve گ harflerinin eklenmesiyle kullandığı Arap alfabesi ne Fars alfabesi nden geçen harfler?Türklerin kullandıkları Arap alfabesinde 31 ile 36 arası harf vardır. Arap alfabesi Türkçe'deki seslerin çoğunu karşılayamadığı için bazı sesler Farsça'dan alınmıştır p, ç ve j kaç yıllık?Kökü itibarıyla dünyanın en eski dilleri arasında yer alan Farsça, milattan yediyüz yıl öncesine ait açık tarihi ve bin yıllık yazılı eserleriyle İran'ın köklü ve sağlam kültürünü komşu ülkelere kadar tanıtmıştır. Bu eserler İran"ın kültür, sanat ve zevkinin tecelli noktası kaç kelime var?Fars dilinde, 4250 tane Türkçe kelime vardır. Bu kelimelerin çoğu Azerbaycan lehçesinden Fars diline harfi hangi dil?J harfi, İngilizcede C, Almanca'da Y, İspanyolca'da H, Slav dillerinde de Y olarak okunur. Türkçede Lâtin harflerine geçilirken, Fransızcadaki işlevi ile alınmıştır. Psikoloji, jartiyer gibi sözcükler Fransızca kökenli iken, Jale, Müjgân gibi isimler Farsça hareke var mı?Farsça'daki bütün harfler Türkçe'deki sessiz harfler gibidir. Bu harfleri okuyabilmek için onlar ın üzerine hareke koymaya mecburuz. Harekeler iki kısma ayrılır kısa harekeler ve uzun harekeler .Arapçada hangi harfler yok?Alfabede Ö ve O harfleri yer almaz. Alfabede bulunan ünlüler zengin ünlü değildir. Örnek olarak; Türkçede kullanılan a ve e ünlüsünün, bu alfabede kullanılan tek karşılığı elif harfidir. O harflerin yerine kullanılmaktadır.
Mısır alfabesi, Bu alfabe tarihin en karmaşık alfabesidir. Özellikle kullanılan hiyeroglif yazıları bir çok araştırmacı tarafından araştırılan ve hala gizemli kalan yanları olan bir alfabedir. Hiyeroglif alfabesinde birbirinden kolaylıkla ayırt edilebilen yüzlerce sembol bulunmaktadır. Alfabede her işaret bir sesi veya nesneyi temsil etmektedir. Bu alfabede kullanılan yazı soldan sağa veya sağdan sola yada yukarıdan aşağı şekilde olabilir. Bu alfabe ile yazılan yazıtları okuyabilmek için Ölçüt olarak verilen sembolleri insan veya hayvan figürlerinin baktıkları yönler belirlemektedir. Mısır alfabesi olan hiyeroglif de yaklaşık olarak yedi yüz civarında işaret bulunur. Bu yüzdende hem okuma hemde yazma oranı düşük bir alfabedir. Çünkü hiyeroglif bir harf yazısı değildir. Tamamen işaretlere dayalı bir alfabedir. Bu alfabeyi yazabilmek için çok eski çağlarda kullanıldığı dönemlerde yazıcı melekler denen kişiler vardı. Bu kişiler çok uzun eğitimlerden sonra ancak yazma meleği görevine geçerlerdi. Ayrıca hiyeroglif o kadar zor bir yazı çeşidiydi ki Mısır da bir sanat haline gelmişti. Mısır alfabesi olan bu hiyeroglif alfabesi bazı işaretlerde bir harfe bazılarında ise iki, bazılarında da üç harfe eş gelirken bazılarında ise bir kelimeye karşılık gelir. Bu duruma örnek olarak Latin kökenli dillerde 'x' işaretinin Türkçedeki dönüşümü 'KS' harfleridir. Ayrıca bu alfabede yazılacak olan kelimenin anlamını tamamlayan veya güçlendiren çizimler vardır. Bu duruma örnek ise bastonlu bir adam figürü yaşlı adam demektir. Bu kullanılan yazım tarzı mısır tapınaklarının duvarlarında veya mezarlarında görülmüştür. Bu tarza benzeyen mısır alfabesinde üç yazım tarzı daha vardır. Bunlar;Hieratik Yazı Bu yazı türü hiyeroglif yazının el yazısı haline denilmektedir. Bu yazıyı rahipler ve katipler kayıt tutmada kullanırlardı. Bu sistem M. Ö. üç yüzlü yıllara Yazı Bu yazı türünde çimlerin daha basit olduğu bir yazı biçimidir. Günlük yazışmalar için halk tarafından kullanılan bir yazı çeşididir. Koptik Yazı En son olarak da Koptik yazı türü Hristiyan mısırlılar tarafından kullanılan ve yunan alfabesine yaptıkları altı harflik ilave ile oluşan bir yazıdır. Bu yazı Kıpti kilisesi tarafından halen alfabesinde kullanılan sembollerBilinmeyen çizgiler, Gizemli resimler, İşaretler, Taslaklar, İnsanlar, Şifreler, Masal yaratıkları, Hayvanlar, Meyveler, Bitkiler,Araçlar, Örgüler, Elbise parçaları,Geometrik şekiller, Dalgalı çizgiler ve alevler, kullanılmaktadır. Bu simgelerin hepsi ya bir tahta üzerine yada taş üzerine sayısız şekillerde papirüs dediğimiz şekilde yazılmıştır. Özellikle tapınak duvarlarında anı levhalarında, mezar odalarında, mezar taşları üzerinde, çekmecelerde ve tabutların üzerilerinde görülen bir yazıdır. Mısırlılar eski uluslar içerisinde yazmayı en çok seven kültürdür. Mısır alfabesinin çok eski tarihlere dayanan bir geçmişi vardır. En çok yazının yazılması için kullanılan yöntem ise papirüs denilen sazlardan elde edilen özel yapılmış bir çeşit kağıt üzerine mürekkep veya fırça kullanılarak yazılan bir yazıdır. Bu hiyeroglif yazı çeşidini ilerleyen dönemlerde mısırlılar daha kolay bir hale uyarlamışlardır. Bu yeni uyarlama biçimine de Stenografi denilmiştir. Mısırlılar alfabe olarak şekilleri ve resimleri daha aktif olarak kullanan bir toplumdu. O yüzdende özellikle geçmiş dünya tarihinde en çok ilgi çeken ve araştırılması halen devam eden bir alfabe olmayı başarmıştır. Son Güncelleme 033322 Mısır Alfabesi ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini geliştirerek Herkese açık dizin kaynağımıza katkıda bulunabilirsiniz. 2 Yorum Yapılmış "Mısır Alfabesi" Mısır alfabesinde sürekli şekiller var. Bu bana biraz zor geliyor. Özellikle yazı yazarken bu şekillerin kullanılması, ayrıca şekil sayısının az olması nedeni ile yazı ile iletişim zor oluyodur. Peki hala günümüzde de mısırın bu alfabeleri kullanılıyor mudur? Tüzmen . 032803CEVAP YAZ ve bana verilen proje papirüs kağıdı üzerine yazılarını yazıp Türkçeye çevirmek yalnız türkçesi hiçbiyerde yok peki bu alfabenin türkçe karşıtı var mı? lütfen biri bana yardımcı olabilir mi? Irem . 164853CEVAP YAZ Türk Alfabesi Türk alfabesi, 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı kanunla kabul edilmiştir. Alfabede Latin harfleri temel alınmıştır. Kabul edilen kanuna göre, alfabede 29 harf bulunmaktadır. Alfabe büyük ve küçük harfler sırayla yazılmaktadır. Ünlü harflerden ''a, ... Alfabe Sırası Alfabe sırası, Dış ve iç çevremizde doğru iletişim kurmak için diksiyonumuza dikkat etmemiz gerekir. Yanlış telaffuz bizim kendimizi ifade edemememize neden olur ve yanlış anlaşılmalarla sık sık karşılaşırız. Alfabe sırası seslerin yan yan... Arap Alfabesi Arap alfabesi, Latin alfabesinin dışında dünyada yazı dili olarak benimsenmiş ve kullanılmış olan yazı sistemidir. İslam dinini benimsemiş olan ülkelerde kullanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu da bu alfabeyi kullanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ise 192... Çin Alfabesi Çin Alfabesi, dünya üzerinde konuşulan ve yazılan bir dil olmaktadır. Bu alfabenin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre 3500 yıllık bir geçmişi olmaktadır. Yapılan araştırmalarda, 12. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Yap... Hintçe Alfabe Hintçe Alfabe, Hintçe bir Hint dilidir. Hindistan'ın yerli halkı antik ve kutsal olan dillerini farklı alfabeler aracılığı ile yazıya dökmüşlerdir. Çok eski devirlerde, insanların anlaşması konuşmayla ve işaretlerle oluyordu. Daha sonraları, bazı şey... Alfabe Çeşitleri Alfabe Çeşitleri; Alfabe kelimesi Fransız kökenli bir kelimedir. Alfabe eski çağlardan günümüze dek ağız ve dil yolu ile bazı seslerin çıkarılmasını sağlayan ve yazıya dökülen karşılıktır. Yunan Alfabesi Yunan alfabesi Sami alfabesinden yarar... Latin Alfabesi Latin alfabesinin temelini Latin harfleri oluşturmaktadır. Bu alfabeye Roma alfabesi de denilmektedir. Orijinal Latin alfabesinde 23 harf bulunmaktadır ve dünyada en fazla kullanılan alfabe seçeneğidir. Latin alfabesini kullanan ilk dil Eski Latin... Görme Engelliler Alfabesi Görme engelliler alfabesi, başka bir adı Braille alfabesi, diğer adı da Körler alfabesidir. Louis Braille tarafından 1821 yılında geliştirilmiş ve görme engellilerin okuyup yazmaları için kullanılan alfabedir. Dikdörtgen düzen üzerine dizilerek al... Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabeler hem yaşadıkları yer hem de yaşam şekillerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Orta Asya'dan günümüze kadar beş farklı alfabe kullanan Türk devletleri, kullandıkları bu alfabelerle tarihe de ayrıca ö... Roma Alfabesi Roma Alfabesi, Roma alfabesinin diğer adı Latin alfabesidir. Latin kültürünün temelini oluşturur. Roma alfabesinde 23 harf vardır. Roma alfabesi oluşturan büyük ve küçük harfler bulunmaktadır. Günümüzde yeryüzünde en yaygın dil Roma alfabesi yani Lat... Türkçe Alfabe Türkçe Alfabe, Güzel dilimizin ve eşsiz yurdumuzun alfabesi olan, Türkiye Türkçesinde kullanılan harflerin yer aldığı alfabedir. Türkçe alfabe 1 Kasım 1928 yılında harf inkılabı ile kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir. Atatürk devrimlerinden biri ol... Ukrayna Alfabesi Ukrayna alfabesi, Ukrayna ülkesinin resmi dili olan Ukraynacayı yazmak ve okumak için kullanılan alfabedir. Eski tarihlerden gelen Kiril alfabesinin Ulusal olan varyasyonlarındandır. Bazen Ukraynaca metinler bazen Kiril alfabesi ile okunamadığın da L... Türk Alfabesi Alfabe Sırası Arap Alfabesi Çin Alfabesi Hintçe Alfabe Alfabe Çeşitleri Latin Alfabesi Görme Engelliler Alfabesi Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler Roma Alfabesi Türkçe Alfabe Ukrayna Alfabesi Ermeni Alfabesi İngilizce Alfabe Enokyan Alfabesi Kuranı Kerim Alfabesi Japonca Alfabe Kuran Alfabesi Kiril Alfabesi Dilsiz Alfabesi İbranice Alfabe Fonetik Alfabe Hawaii Alfabesi Eski Türk Alfabesi Orhun Alfabesi Azerbaycan Alfabesi Uygur Alfabesi Kör Alfabesi Gürcü Alfabesi Tayland Alfabesi Popüler İçerik Ermeni Alfabesi Ermeni Alfabesi, Ermenistanda kullanılan ve 38 harften oluşan bir alfabe olmaktadır. 31 harf ünsüz harf, 7 harf ise ünlüdür. Okullarda, kiliselerde ve... İngilizce Alfabe İngilizce alfabe, toplamda 26 harften oluşan, Türkçe alfabeden farklı olarak q, w ve x harflerini barındıran, latin alfabesi temel alınarak oluşturulm... Enokyan Alfabesi Enokyan alfabesi; Bu alfabe çeşidi İbraniler tarafından alfabeler değiştirilerek meydana getirildiği, tanrı sembolleri ve kutsal melek sembolleri içer... Kuranı Kerim Alfabesi Kuran-ı Kerim Alfabesi, islam dininin ana kitabı olan Kuran-ı Kerim' de birbirinden güzel ve farklı anlamları ifade eden toplam 28 harf bulunmaktadır.... Japonca Alfabe Japonca Alfabesi, Japonya da Japon halk tarafından kullanılan 3 tür alfabe vardır. Bunlar Kanci Hiragana Katakana Japonlar Çinliler ile yakla... Kuran Alfabesi Kuran Alfabesi, Kur'an'ın kendine has bir dili ve alfabesi olan Kur'an Alfabesi tamamen farklı bir kavramı oluşturur. Kur'an-ı Kerim alfabesi 28 har...
Antik Mısır'daki Önemli Simgeler ve Terimler Akhet Bu sembol, Güneş’in ortaya çıktığı ve kaybolduğu ufku temsil eder. Böylece gündoğumu ve günbatımı ufukla somutlaştırılmış ve bir mana kazanmış olur. Merkezdeki Güneş diski, “Djew” adı verilen dağ sembolünün iki tepesiyle çevrelenir ve her günün başlangıcı ve sonu, bir çift aslan olan tanrı Aker tarafından korunur. Antik Mısır’daki Yeni Krallık döneminde Hermakhet Ufuktaki Horus yükselen ve batan Güneş’in tanrısı oldu. Bu tanrı, şahin başlı ve aslan gövdeli bir sfenksle simgelenirdi. Giza’daki Büyük Sfenks bunun bir örneğidir. Amenta Yeraltı Dünyası’nı veya Ölüler Ülkesi’ni temsil eden bir figürdür. Başlangıçta Güneş’in battığı ufuk anlamına geliyordu. Daha sonra, Mısırlılar’ın geleneksel olarak ölülerini gömdüğü ve Güneş’in battığı Nil nehrinin batı yakasının sembolü haline geldi. Ankh Sonsuz yaşam sembolüdür. Tanrıların sıklıkla birbirlerinin “dudaklarına” bir Ankh’ı tuttuğu görülür; bu, “Yaşam Nefesi”nin bir sunumudur. Bu nefese, öbür dünyada ihtiyaç olunacağı düşünülür Atef Atef tacı, Osiris tarafından giyilmiştir. Yukarı Mısır’ın beyaz tacıdır ve kırmızı tüyler Osiris’in Delta’daki tapınma merkezi olan Busiris’in temsilcisidir. Ba Kişinin karakterini, kişiliğini simgeleyen, öldükten sonra bedenden ayrılan olarak ba Mısırlıların ölüm sonrası inanışına göre, beden öldükten sonra yaşamaya devam eden kişinin bir görünüşüydü. Bazen, diğer dünyadaki ka’ya katılmak için mezardan uçmakta olan kuş başlı bir insana benzetilirdi. Kanopik Kavanozlar Mumyalama işlemi esnasında iç organlar çıkarılır ve dört adet kavanoza yerleştirilirdi. Bu kavanozlar genellikle insan ya da hayvan başlı kapaklara sahipti. Kanopi kelimesi, Yunanca bir isim olan Nil deltasındaki Canopus şehrinin insan başlı yerel tanrısından gelir. Kanopik kavanozlar; kireç taşı, kaymak taşı, ahşap, çanak çömlek ve hatta kartonaj malzemeden yapılabilir. Kanopik kavanozun başları, Horus’un Dört Oğlu’na aittir. Soldan sağa Imsety; insanın karaciğernin konulduğu kavanozu korurdu. Duamutef; çakal veya vahşi köpek başlı kavanoz, midenin koruyuculuğunu yapardı. Qebekh-sennuef; Şahin kuşu ile simgelenen bu tanrının kavanozu, bağırsağın koruyucusuydu. Hapi; maymun başlı Nil tanrısı, akciğerin konulduğu kavanozu sembolize ederdi Deshret Deshret, Eski Mısır’da Aşağı Mısır’ın Kırmızı Tacının resmi ismiydi. Deshret aynı zamanda bal arısının simgesiydi. Hedjet Yukarı Mısır’ın Beyaz Tacı ile birleştirilince Pschent Çifte Taç oluştururdu. Djed Djed’in insan omurgasının bir gösterimi olduğuna inanılıyor. Kararlılık ve gücü temsil eder. Başlangıçta yaratılış tanrısı Ptah ile ilişkilendirildi ve kendisine “Soylu Djed” dendi. Osiris kültünde, Osiris’in omurgası olarak da bilinir. Bir Djed sütunu, ölen kişinin omurgasının tabutun alt kısmında kalması nedeniyle tabutunun altına resmedilirdi; böylelikle Yeraltı Dünyası’nın Tanrısı Osiris kişiyi omurgasından tanıyabilirdi. Öte dünyaya yolculuk için istikrarın bir işareti olarak da işlev görür. İkisi birden bir ayrıcalık,asillik, egemenlik ve kraliyet simgesidir. Mısır firavunları, göğüslerinin üzerinde çapraz şekilde duran ellerinde tuttukları bu iki asa ile ve tabut kapaklarında ise bu açıkça görülmektedir “Heka”, ucu kanca şeklinde olan ve genellikle maviye boyanmış bakır bantlarla güçlendirilmiş altın renginde bir asadır. “Nekhakha” ise üzerlerine boncuk dizilmiş üç şeritten oluşan bir kırbaç gibidir. Eski tarım toplumlarında sürüden uzaklaşmak isteyen hayvanları bacaklarından yakalamak için kullanılan kancalı çoban değneği şekil olarak “heka”ya çok benzer. Nitekim, hiyeroglif yazıda, kancalı sopa işareti “hükümdar olmak” anlamına gelir. “Nekhakha” ise, uygarlığın en eski dönemlerinden beri, hayvanları yola getirmek için kullanılan “çoban kırbacı”nın gelişmiş bir şekli idi. Araştırmacı yazar Jean Houston’a göre “heka”, kralın “uysal ve kuzu” yönünü, “nekhakha” ise “savaşçı ve aslan” yönünü simgeliyordu. Hedjet Beyaz taç. Yukarı Mısır’ın güney kısmını temsil ederdi Leb Bu sembol kalbi temsil eder. Mısırlılar kalbin, bilincin hatta yaşamın merkezi olduğuna inanır. Biri öldüğünde “kalbi ayrıldı” deyimini kullanıyorlarmış. Mumyalama yapılırken vücuttan çıkarılmadan kalan tek organ kalpti. Ölüler Kitabı’na göre; bir terazinin iki kefesinden birine Maat tüyü, diğerine ise kişinin kalbi konur ve terazinin dengede kalması halinde kişinin öbür dünyada Osiris’e katılmaya layık olduğu kabul edilirdi. Yani kişinin vicdanının tüy kadar hafif olması gereken bir husustu Ka Fotoğraftaki heykelin kafasının üstünde bulunan birbirine bağlı iki kol ve el. Genellikle “ruh” ya da “can” olarak ifade edilir. Bir kişi doğduğunda Ka varlığa bürünmüştür. Kıvrık boynuzlu koç başlı tanrı Khnum’un, kişinin doğumunda çömlekçinin tekerleğinde Ka’yı hazırladığına inanılır. Biri öldüğünde “kendi Ka’sıyla tanıştığı” düşünülürdü. Beden öldükten sonra da bir kişinin Ka’sı yaşamaya devam eder. Ka’nın yaşayabileceği bir yere ihtiyacı olduğu için bazı mezarlar, model evler içeriyordu. Yiyecek-içecek olarak sunulan adaklar mezar girişine konulurdu, ki böylece Ka beslenmesini yapabilirdi. Khepresh Mavi taçtır. Antik Mısır’ın sıklıkla savaş esnasında giyilen tören tacıdır. Ma'at Gerçek, adalet, ahlak ve dengeyi temsil eden ve genelde kafasında taşıdığı tüy ile sembolize edilen tanrıça. Firavunun görevi, öncelikle Maat’ı korumaktır. Bir firavun öldüğünde, Maat kaybolur ve dünya kaos,kavga ve karışıklığa sürüklenirdi. Yalnızca yeni bir firavunun taç giymesiyle birlikte, Maat yeniden iyileşmiş olurdu. Menat Bu sembol, hilal şeklinde duran boncuklu bir kolyenin ensede kalan ağır bir zıt parçasıyla birlikte gösterilmesidir. Tanrıça Hathor ve oğlu İhy’le ilişkili bir semboldür. Hathor “Büyük Menat” olarak biliniyordu. Sıklıkla Hathor’u, kendi gücünü naklettiği Menat’ı bir araç olarak kullanırken görürüz. Hathor, sevinç, yaşam, güç, doğurganlık, doğum ve yeniden doğuşun tanrıçasıydı. Yeni Krallık döneminde firavunun, Menat’ı Hathor’a teklif ettiği görülür. Bu, firavunun muhtemelen sembolik olarak tanrıçanın oğlu İhy’i temsil ettiği anlamına gelir. İlahi asimilasyon fikrinin buradaki asimilasyon; özümseme, sindirme anlamındadır yaygın olduğu Mısır’da buna başka bir iyi örnek de, bütün firavunların yeryüzünde öncelikle şahin başlı tanrı Horus’u temsil ediyor olmasıdır. Çünkü onlara göre, Mısır tahtının tek gerçek sahibi yalnızca Horus’tur. Bir firavun kendisinde vücut bulan Tanrı’yla bir olmak ve onu gerçekleştirmek durumundadır. Bu birliğin firavunda var olmasının hem metodu hem de kanıtı ise firavunun düşünceleri, sözleri ve edimleridir. Dolayısıyla, bir firavunun kendine seçtiği kraliyet isminden başlayarak hangi tanrıyı gerçekleştirmek istediğini de anlayabiliyorduk. Örneğin; Akhenaton, isminde bulunan Tanrı Aton’un suretiydi. Meşhur II. Ramses’in babası I. Seti, hayli sıradışı bir iş yaparak kötülükle bütünleştirilmiş olan Tanrı Seth’in aslında korkulmaması gereken yapıcı bir varlık da olabileceğini göstermek amacıyla bu adı almış ve bu savaşçı çöl tanrısının kötü ününü, 15 yıllık hayli başarılı hükümdarlığı ile bir nebze olsun değiştirmişti. Bu fikrin çok fazla değişikliğe uğramadan tek tanrılı dinlere de geçtiğini görebiliriz. Örneğin; halifeliği devralan Osmanlı padişahları, “Zillullah-ı fi’l-arzeyn-Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” sıfatını benimseyip kullanmışlardır. Naos Tapınak alanlarında kutsal heykellerin durduğu mihraba denir.. Ayrıca tapınak için bir terim olarak kullanılır. Normalde sert taşlı monolitik bir Naos’un içine küçük bir ahşap Naos daha yerleştirilmiştir; İçteki ikinci Naos, Geç Dönem’e özgüdür ve büyük bir özenle dekore edilmiştir Nebty Yukarı ve Aşağı Mısır’ın iki hanımıdır. Aşağı Mısır ve Nil deltasıyla ilişkili kobra tanrıçası Wadjet ve Akropol tanrıçası Yukarı Mısır’ın koruyucusu akbaba tanrıçası Nekhbet. I. Senwosret’in Beyaz Şapeli’ndeşapel hristiyan tapınağıdır bu iki kadının güzel bir görüntüsü var. Nemes Firavunlar tarafından giyilen çizgili başlığa denirdi Ushabti Kelime olarak “cevap vermek” anlamındadır. Ölenler adına ve onların yerine iş yapmaları için mezarlara yerleştirilen küçük mumya formlu heykelcikler ve figürlerdir. Yeni Krallık’ın son dönemindeki bazı mezarlarda bulunan Ushabti işçilerinin tamamı farklı işler yapmak için farklı araçlar içeriyordu. Tam bir koleksiyon, 401 Ushabti’yi kapsıyordu Yılın her günü için bir tane, artı 36 ustabaşı. Antik Mısır'ın Alfabesi Antik Mısır'da Sayılar Ra’nın ya da Osiris’i gözü olarak bilinse de bu aslen Horus’un gözüdür. Her şeyi gören, vicdanın asla kapanmayan gözü olarak bilinir. İnsanın içindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan gayet dikkatli ve merhametsiz bir yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu durum, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez. Kötülüğü ve nefsaniyeti temsil eden Seth, Osiris’i öldürür. Osiris’in oğlu Horus, intikam almak üzere Seth ile savaşır. Seth, bu savaşta Horus’un her şeyi gören gözünü, yani Udjat’ı parçalar. Tanrı Toth bu parçaları bir araya getirse de eskisi gibi değildir artık. Toth bu eksikliği büyü gücü ile tamamlar ve böylece göz eski haline döner. Horus’un gözleri her daim dünyanın üstünde olan Ay ve Güneş’i temsil eder. Antik Mısır Mitolojisi’ne göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris’e vererek onun kullanımına sunar. Nefsaniyetin amacı, maddenin, yani fiziksel bedenin konfor ve rahatlığını, zevk almasını sağlamaktır. Ruhun gelişimini istemez. Tüm bencilce duygular onun malıdır. En sık görülen biçimleri bencillik, üstün olmakla övünmek, yüksek mevkileri insanlığa hizmet için değil de kendi nefsi için istemek yani bencillik, başkalarını yaftalama kurnazlığı, cimrilik ve ikiyüzlülüktür. “Dünya Okulu”ndaki en büyük savaş insanın kendi nefsine karşı yapması gereken savaştır. Bu savaştaki en büyük silahı nefis denetlemesi, en büyük yardımcısı vicdanıdır. Tasavvufta buna “büyük savaş” anlamında “cihad-ı ekber” denir. Celaleddin-i Rumi bu konuyla ilgili şöyle demiştir “Suri olan surete ait, zahir put, yılan ise; nefsin putu ejderhadır.… Kendindeki şu müthiş savaşa bak! Başkalarının savaşıyla ne meşgul olup durursun!” Uraeus Yani Kobra.. Aşağı Mısır’ın amblemidir. Aynı zamanda elbette ki Güneş ve birçok Tanrı ile de ilişkilidir. Kanatlı bir Güneş diskinin her iki yanında görülen iki kobra,Antik Mısır'a göre “Ra’nın ateşli gözünü” temsil ederdi. Orta Krallık’tan başlayarak Uraeus, kraliyet üyelerinin taçlarının ya da başlıklarının üzerine takılan bir simge olarak karşımıza çıkıyor. Mısırlılar, yaklaşmaya çalışan herhangi bir düşmana kobra ateşi saçacağına inandıklarından koruyucu bir sembol olarak kullanıyorlardı. Sistrum Sistrum, Hathor kültünde kullanılan kutsal olarak görülen bir vurmalı çalgıdır. Ahşap veya metal bir çerçeveden oluşuyordu ve gevşek metal şeritler ve diskler hareket ettiğinde ses çıkarıyordu. Bu gürültünün tanrıların dikkatini çektiği düşünülüyordu. İki tip Sistrum vardı İba, basit bir halkaya benziyordu, gevşek metal çubukları ve uzun bir sapı vardı; kapalı bir at nalı Hathor’un başının üstünde Naos tapınağının şeklini almıştı. Genellikle yüksek rütbeli kadınlar tarafından taşınırdı. Sesen Lotus yani Nilüfer çiçeği, Yukarı Mısır sembolüydü. Aynı zamanda Güneş’in, yaratılışın ve yeniden doğuşun sembolü olan bitkidir. Çünkü geceleri su altında sönerek batan bu çiçek, şafak vakti yükselerek tekrar açılır. Eski bir yaratılış efsanesine göre, başlangıçta zamanın başındaki sulu karmaşadan yükselen dev bir lotus varmış. Bu devasa lotustan ilk gün, Güneş yükselmiş. SkarabeScarab Amiyane tabirle halk arasında 'bok böceği' olarak bilinen,Dışkıyla beslenen, dışkıyı top haline getirerek dönüştürme becerisi olan kabuklu bir böcektir. Fakat dış görünüşüne baktığınızda, sert kabuklu, parlak siyah, yeşil ya da gri renkte oldukça sıradan bir hayvan. Küre imal edebilen tek böcek türü. Ön ayaklarının yardımıyla dışkıdan iri bir küre yapar, bu kürenin içine yumurtalarını koyar ve küreyi başı hep doğuya dönük olarak, arka ayaklarıyla yuvasına itip gömer. Yirmi dört gün sonra, yavruları belirmeye başlayınca, küreyi topraktan çıkarıp suya götürür. Küre suda eridiği zaman da yavrular serbest kalır. Bok böceği, yönünü Samanyolu galaksisini kullanarak belirlediği bilinen tek böcek türüdür. Etraflarındaki dünyayı çok dikkatli biçimde gözlemleyen eski Mısırlılar için bok böceği, kozmik evrenin meydana getirilişini simgeleyen en yaygın kutsal sembollerden bir tanesidir. Tanrılarından biri olan Ra’nın yukarıda da bahsettiğimiz “Khepri” şeklinde vücuda gelmesidir. Peki, neden aşağıdaki ! bok böceğini, mertebe olarak en yüksek varlık olan Güneş tanrısı Ra ile ilişkilendiriyorlardı ve neden Ra’nın böcek biçimini almış olan yeryüzündeki görünümüne Khepri adını veriyorlardı? Açıklayalım Bu böceğin üreme biçimi, kendi kendini doğuran, yani kendi kendinin nedeni olan yaratıcı güç “Phtha”ın evrendeki kozmik nesneleri şekillendirerek oluşturmasını temsil ediyordu. Burada söz konusu olan güç, İslam’da sözü edildiği gibi yoktan var eden değil; “var edilen”i biçimlendiren bir güçtü. Mısır’ın hiyeroglif yazısında “olmak”, aslen “verilen biçimi alarak varlık haline dönüşmek” anlamına gelen “hpr” ya da “kheper” fiili, ayakları açık bir skarabe ile yazılıyor. Tanrı Khepri’nin adı da bu fiilden türemiştir. Ayrıca Güneş ile birlikte kullanıldığında, Güneş Sistemi’ne yaşam veren ve onu yöneten Sirius Sistemi ile ilişkisini simgeliyordu. Böceğin yumurtalarını koyduğu ve itme gücüyle yuvarladığı küre, kozmozda bir güçle yuvarlanıp giden bir ateş küresi olan ve tohumlarını Sirius’tan alan Güneş’in ta kendisi olarak görülürdü
Hiyeroglifleri sadece Antik Mısır’a mı ait sanıyorsunuz? Gelin Anadolu Hiyeroglif Yazısı ile tanışın. Mısır gerek filmlerde gerek kitaplarda genel olarak popüler kültürde karşımıza hiyeroglif yazı ile özdeşleştirilmiş bir şekilde çıkar. Hiyeroglif kelimesinin kendisi bile, Yunanların Mısır’daki yazıtları gördüklerinde kutsal bir yazı türü olduğunu zannettikleri için bu yazıyı hieros kutsal ve glyphein yazmak kelimelerinden türetmelerinden meydana gelmiştir. Halbuki bu yazı sistemi Amerika’dan Asya’ya son derece geniş bir coğrafyada kullanılmıştır. Maya, Olmek, Girit vb. Kökeni tam olarak net olmasa da, Mısır ve diğer kültürler dışında hiyeroglif yazının ortaya çıktığı yerlerden biri de Anadolu’dur. Ama ülkemizde bu durum pek bilinmez. Gelin bu dilin Anadolu’daki serüvenine birlikte kısaca bir göz atalım. Anadolu hiyerogliflerine başlamadan önce Luvi diline biraz değinmem gerekiyor. Luvice Bir Hint-Avrupa dili olup Eski Anadolu Dilleri kapsamında değerlendirilmektedir. Bu dilin kullanıldığı iki farklı yazı sistemi bilinmektedir. Bunlardan ilki çiviyazısıdır. Hitit başkenti Hattuşa’da bulunan çiviyazılı tabletlerde Luvice bazı metinlerin olduğu tespit edilmiştir. Bu metinlerin çoğu ritüellerle yani dini ayinlerle ilgilidir. Fakat bu yazı sistemi daha çok devlet işlerinde kullanılmıştır. Bu yüzden halk arasında bilindiği pek söylenemez. Neredeyse 700 yıl boyunca kullanılmış Buna karşın Luvice’nin kullanıldığı diğer yazı sistemi Anadolu Hiyeroglifleri olarak isimlendirilir. Bu yazı türü daha çok kaya anıtlarındaki yazıtlarda, mühürlerde, mektuplarda, toprak satışı ile ilgili belgelerde kullanılmıştır. Yani halkın dilidir. MÖ 1400’lü yıllardan itibaren yaygınlaşan bu sistemin kullanıldığı yazıtların çoğunluğu MÖ 1000-700 yılları arasında tarihlenmektedir. Neredeyse 700 yıl kullanılmış! Söz konusu yazıtlar ülkemizde Gaziantep, K. Maraş, Ş. Urfa, Malatya gibi illerde genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ve bugün savaşın hüküm sürdüğü Suriye topraklarında yer alan krallıkların tarihleri hakkında bilgi verirler. Bu bölge çok sayıda Hiyeroglif Luvice yazıt tespit edildiği için bu dilin merkezi olarak kabul edilmektedir. Fakat Hititlerin başkenti Hattuşa başta olmak üzere İzmir Kemalpaşa’daki Karabel Anıtı’na kadar geniş bir coğrafyada bu dile ait yazıtlar tespit edilmiştir. Heceler Bu dilin ilk sistematik çözümlemesine en önemli katkılardan birini ünlü Fransız Hititolog ve Eski Anadolu Dilleri uzmanı E. Laroche, 1960 yılında “Hitit Hiyeroglifleri” adı altında yapmıştır. Laroche öncesi E. Forrer, B. Hrozny, P. Meriggi, I. Gelb hiyerogliflerin çözümlenmesine çok önemli katkıda bulunmuşlardır. Fakat büyük kırılmayı H. Çambel ve H. Bossert’in 1947’de Karatepe’de bulduğu Fenikece ve Hiyerogliflerle yazılmış çift dilli metinler sağlamıştır. 1973 yılında bugün hayatta olan en önemli hiyeroglif uzmanı Hawkins ile birlikte A. M. Davies ve G. Neumann bu dil ile ilgili yeni okumalar yapmış, bazı yanlışları düzeltmişlerdir. Daha sonra D. Hawkins ve H. Çambel’in bütün hiyeroglif yazıtları seri bir şekilde yayınlamaya başlamaları ve bu konuda daha fazla uzmanın çalışmaya başlaması ile birlikte Anadolu Hiyeroglifleri ya da Hiyeroglif Luvicesi daha iyi bilinir hale gelmiştir. 20. yüzyılın başlarından itibaren Hitit Hiyeroglifleri isimlendirmesi de bugün artık yanlış olduğu için kullanılmamaktadır. Üç sesli harf var Hiyeroglif Luvice’de yani Anadolu Hiyeroglif yazısında işaretler, ya kelimeleri Logogram ya da heceleri karşılar. Üç tane sesli harf vardır. Bunlar –a,-i ve –u harfleridir. Bu harfler uzun ya da kısa çeşitli şekillerde olabilmektedirler. Heceler bir sesli bir sessiz, örneğin –ma ya da bir sessiz bir sesli bir sessizden oluşabilirler ya da başka varyasyonlardan oluşabilirler. Hiyeroglifler bustrofedon denilen sistemde sağdan sola başlayıp alttaki satırda tersten soldan sağa gelerek yazılırlar. Sözcükleri ya da ifadeleri karşılayan Logogramlar kolaylık sağlaması için bu dilin uzmanları tarafından Latince sözcükler ile ifade edilirler. Hiyeroglif ruhu yaşıyor MÖ 1. Binyılda en çok otuz işaretten oluşan, kolay öğrenilen ve basitçe uygulanan alfabelerin olduğu alfabetik yazı sistemlerinin yayılması ile birlikte daha zor olan hece sistemi artık tercih edilemez olmuştur. Ama modern hayatta hala hiyeroglif ruhunun yaşadığı söylenebilir. Nitekim bugün günlük hayatta sıklıkla kullandığımız emojiler bu inanılmaz dilin bugüne yansıması olarak da görülebilirler. Zaten ortaya çıktıkları Japonya’daki yazı sisteminde de logogramlar kullanılır. Anadolu’nun geçmişine baktığınızda karşınıza çıkan medeniyettir, birikimdir, özgünlüktür. Bugün ülkenin eksiği olan her şeyi bu toprakların geçmişinde bulmak mümkün. Sadece bakmamız, görmemiz ve sahiplenmemiz gerekiyor. Bu yüzden herkesi bu zenginliği öğrenmeye, geleceğe taşımaya, bu güzel ülkeyi içinde olduğu kötü şartlardan kurtarmak için geçmişinden güç alarak gelişmeye çağırıyorum. Faydalanılan ve Önerilen Kaynaklar Sedat Alp. Hitit Çağı’nda Anadolu, Tübitak, 2001. Annick Payne. Iron Age Hieroglyphic Luwian Inscriptions, 2012. Melchert, “Luwians”, 2003. “Anadolu’nun Gizemli Halkı Luviler” adı ile Kalkedon Yayınları Türkçe’ye çevrildi. Johannes Friedrich, Kayıp Yazılar ve Diller, 2001. Arkeoloji ve Sanat Yayınları Ali Dinçol, Anadolu’da Hiyeroglif Yazısı, Arkeoatlas Dergisi Özel Koleksiyon, 2011 Aktüel Arkeoloji Dergisinin Anadolu’nun Kayıp Dilleri başlıklı 36. Sayısı. Petra Goedegebuure Luwian Hieroglyphs An Indigenous Anatolian Syllabic Script
Alfabe ile din arasında bir ilişki olup olmadığı konusundaki tartışmalar, Türkiye’de bir asra yakındır devam ede gelmektedir. Bu tartışmalar zaman zaman o kadar şiddetlenmektedir ki bazen bilim çevrelerinde bile nezaket sınırlarının çok ötesine geçmektedir. Dünyada başka bir ülkede bu konunun bu kadar uzun süre bu kadar şiddetli bir şekilde tartışıldığı vaki midir bilinmez. Tartışmaların bir tarafında alfabe ile dinin hiçbir ilişkisi bulunmadığı iddiası yer alırken karşı tarafında alfabenin din ile ilişkili olduğu, hatta bazı aşırı örneklerde alfabe değiştirmenin din değiştirme anlamına geldiği iddiaları yer almaktadır. Her şeyden önce, bu yazının söz konusu tartışmalara temel teşkil eden siyasi yaklaşımlardan ari olduğunu ve tamamen bilimlik bir yaklaşım ile kaleme alındığını belirtmekte fayda var. Bilindiği üzere Türkiye’deki tartışmaların temelinde, 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilen ve 3 Kasım 1928 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kanun neticesinde, Arap harflerini aslında Arap harfleri temelli Fars harfleri temel alan Türk alfabesinden Latin harflerini temel alan Türk alfabesine geçilmesi yer almaktadır. Harf Devrimi olarak adlandırılan bu uygulama, bilhassa muhafazakâr çevrelerde büyük bir tepkiye sebep olmuş ve bu tepkinin yankıları aradan geçen bir asra yakın zaman dilimine rağmen, azalarak da olsa devam etmektedir. Bu tepkinin sebeplerinden en önemlisi, elbette İslamiyet’in kutsal kitabı olan Kuran-ı Kerim’in bu alfabe ile yazılmış olması veya diğer bir deyişle Müslümanlar için lingua sacra kutsal dil’ olan Arapçanın bu alfabe ile yazılıyor olmasıdır. Peki, ama gerçekten Arap alfabesi veya herhangi bir alfabe kutsal mı? Arap alfabesi doğrudan İslamiyet ile ilişkili mi? Arap alfabesini bırakan toplumlar İslamiyet’ten de kopmuş oluyor mu? Her üç soruya da olumlu cevap vermek pek mümkün görünmemektedir. Her şeyden önce Türkiye’den örnek verilecek olursa Türkiye’de Latin temelli Türk alfabesine geçildikten sonra, Türkiye’deki insanların tamamı veya bir kısmı, İslamiyet’i terk ederek başka bir dine, mesela Latinlerin dini olan Katolikliğe geçmemişlerdir. Bilakis Latin temelli Türk alfabesine geçiş, Türkiye’de örgün eğitimin yaygınlaşması ile eşzamanlı olduğu için Türkiye’de okuma yazma oranı artmış ve her alanda olduğu gibi insanların İslami kaynaklara ulaşımı da kolaylaşmıştır. Yani aslında doğrudan alfabe ile ilgili olmasa da Türkiye’de İslami bilinçlenme Latin temelli Türk alfabesine geçildikten sonra artmıştır. Yine bize yakın bir iklimden örnek verilecek olursa Türkiye gibi Arap temelli bir alfabeden Latin temelli bir alfabeye geçen Boşnaklar da İslamiyet’ten çıkmamışlar, bilakis uzun süre sosyalizm ile yönetilen Yugoslavya’da Müslüman kimliklerine her zaman sahip çıkmışlar ve Yugoslavya dağıldıktan sonra, temelinde Müslümanlık olan millî kimliklerini koruyabilmek için modern zamanların en büyük varoluş savaşlarından birini vermişlerdir. Batıdan bu örneğe karşılık doğudan yine Türkler ile ilişkili bir halk da ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Bangladeşliler, Müslüman olmalarına rağmen, Arap alfabesini kullanmamakta ve Sanskrit temelli bir alfabe kullanmaktadırlar. Hatta ülkeleri Doğu Pakistan’ı teşkil ettiği dönemde, Pakistanlı yetkililerin hem Bengalceyi de Urduca gibi Arap temelli bir alfabe ile yazılması hem de Bengalce yerine Urducanın daha yaygın hâle getirilmesi yönündeki baskılara şiddetli bir direnç göstermişlerdir. Bengal dilinin ve yazımının devam ettirilebilmesi için Bengal Dil Hareketi’ni başlatmışlar ve bu doğrultuda gerçekleştirilen nümayişlerde 21 Şubat 1952’de birçok insan hayatını kaybetmiştir. O tarihten itibaren bu tarih Bangladeş’te Dil Hareket Günü olarak anılmaktadır. 17 Kasım 1999 tarihinde ise UNESCO 21 Şubat’ı Uluslararası Anadili Günü ilan etmiştir. Hiçbir vicdan sahibi, Bangladeşlilerin İslam dininden çıktıklarını iddia edemeyecektir. Bilakis Bangladeş, İslamiyet’in en yoğun yaşandığı ülkelerden biridir ve ülkede pek çok İslami düşünür yetişmiştir. Meseleye bir de ters yönden bakacak olursak yine ilginç bir manzara ile karşılaşılmaktadır. Bugün Arapların içerisinde ciddi bir Hristiyan nüfus mevcuttur ve bunlar tarihî olarak Hristiyan’dırlar. Yani modern çağda misyonerlik sebebiyle İslamiyet’i bırakıp Hristiyanlığa geçmemişlerdir. Filistin’deki Hristiyan Araplar bazı tahminlere göre Filistin Arap nüfusunun %20’si, büyük çoğunluğu Marunilerden oluşan Lübnan Hristiyanları Lübnan nüfusunun %40’ı, Irak ve Suriye’nin Hristiyan Arapları hep Arapça konuşmakta ve Arap alfabesi ile yazmaktadırlar. Türkiye’de Antakya bölgesinde de Arapça konuşan ve Arapça okuyup yazan Hristiyanlar mevcuttur. Bu Hristiyan Arap gruplarının kutsal metinleri de büyük oranda Arap alfabesi ile yazılmış Arapçadır. Görüldüğü gibi Arap alfabesi doğrudan İslamiyet ile ilişkili değildir. Zira bizzat Araplar içerisinde ciddi bir Hristiyan nüfus, kutsal metinlerini bile bu alfabe ile yazmaktadırlar. Bunun yanında Bosna-Hersek, Türkiye ve Bangladeş örnekleri dikkate alındığı zaman, Arap temelli alfabeleri bırakıp başka alfabelere geçen veya hiç Arap alfabesi kullanmamış Müslüman milletler, güçlü bir şekilde, hatta eskisinden daha bilinçli bir şekilde Müslüman kimliklerini devam ettirmektedirler. Arap temelli Türk alfabesinden Latin temelli Türk alfabesine geçişin eleştiri aldığı bir diğer konu, kültürel geçmiş ile bağın kopmuş olduğu iddiasıdır. Bu eleştiri, dinden çıkıldığı veya uzaklaşıldığı iddiasına göre ayakları daha fazla yere basan bir eleştiridir. Alfabe değişikliğinin ilk gerçekleştiği yıllar için bu iddianın bir gerçeklik payı olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak günümüz itibarıyla bu iddia da geçerliliğini kaybetmiştir. Zira gerek son dönem Osmanlı aydınlarının yazdıkları eserler gerekse bütün Türk klasikleri artık günümüz alfabesine aktarılmış durumdadır. Yani eski kültür ile irtibat kurmak isteyen herkes bu imkâna sahiptir. “Dedemizin mezar taşları” ile başlayan ifadeler hiçbir şekilde dikkate almaya değer değil, zira hiçbir bilimlik temeli yoktur. Peki, bu durumda alfabenin din ile hiçbir ilişkisi yok mu? Bu soruya da olumlu cevap vermek pek mümkün görünmüyor. Alfabenin din ile hiçbir ilişkisinin olmadığını iddia etmek en az Arap alfabesini bırakanların İslam dininden çıktıklarını iddia etmek kadar uç bir söylemdir. Zira tarih boyunca pek çok alfabe değişikliği doğrudan dinî hareketlerle ilişkilidir. Türk tarihinden örnek verilecek olursa Uygur Türkleri Manicilik dinine geçince Maniciliği onlara getiren Soğdların alfabesini alıp kendi dillerine uyarladılar. Hatta Brahanlığa geçen birtakım Uygurlar Brahmi alfabesini, Nesturi Hristiyanlığa geçenler ise Süryani alfabesini kullandılar. Daha sonra Türkler peyderpey İslamiyet’e geçtikçe Arap alfabesini kullanmaya başlamışlar. Ancak Soğd alfabesinden uyarlanan Uygur alfabesinin Arap alfabesi ile eşzamanlı olarak bir süre kullanılmaya devam ettiği de bilinir. Bu durumun sadece Türkistan coğrafyası ile sınırlı olmadığı da görülür. Kuzeyde Müslüman olan Türkler Arap alfabesini; batıda Gregoryenliğe, yani Ermeni dinine geçen Türkler Ermeni alfabesini, Ortodoksluğa geçen Türkler Grek alfabesini, Museviliğe geçen Türkler de İbrani alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Bu durumun sadece Türklerle sınırlı olmadığı da görülmektedir. Bizans’tan Ortodoksluğu öğrenen Slavlar için Kiril Kardeşler, Grek alfabesini uyarlayarak bugün Kiril alfabesi olarak bilinen alfabeyi meydana getirmişlerdir. Oysa Bulgarlar, Sırplar, Ruslar gibi Ortodoks olmayıp da Katolikliğe geçen Hırvatlar, Slovenler, Slovaklar, Çekler ve Lehler Polonyalılar gibi Slav kavimleri Latin alfabesini kullanmışlardır. Keza Hristiyan olmadan evvel Runik yazı sistemleri kullanan pek çok Cermen kavmi, Katolik Hristiyanlığa geçtikten sonra Latin temelli alfabeler kullanmaya başlamışlardır. Doğudan örnek verilecek olursa Bangladeşlilerin aksine, pek çok Müslüman Hintli topluluk, Urduca başta olmak üzere dillerini Arap temelli alfabelerle yazmayı tercih etmektedirler. Bu evrensel örneklerden de görüleceği üzere, alfabenin din ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığını iddia etmek de pek gerçekçi görünmemektedir. Bilhassa tarihî örneklerin pek çoğunda görüldüğü gibi, dinî devrimler çoğu zaman beraberinde alfabe değişikliğini de getirmiştir. Ancak bunun değişmez bir kural olduğunu iddia etmek de çok doğru değildir. Zira mesela tarihî olarak Katolik veya Ortodoks olan Arapların Latin veya Grek temelli alfabelere geçmedikleri görülmektedir. Bizim tarihimizde ise Budizm’e geçen Uygurların Soğd temelli Uygur alfabesini kullanmaya devam ettiklerine, hatta Sarı Uygur Türklerinin bu alfabeyi 19. asra kadar devam ettirdiklerine şahit olunmaktadır. Türkler ve Boşnaklar gibi bazı Müslüman milletlerin Arap temelli alfabeleri bırakıp Latin temelli alfabelere geçmelerinin temelinde Hristiyanlık olan Batı medeniyetinin yükselişiyle veya bu medeniyet karşısında uğranılan yenilgilerle alakalı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir diğer gerçek ise temelinde Hristiyanlık olmakla birlikte, dünyayı etkisi altına alan bu medeniyet laik, yani kilise ile olan dogmatik bağlarını koparmış bir medeniyettir. Bütün dünya toplulukları gibi, Müslümanları da etkisi altına alan Batı medeniyetinin Hristiyan yönü değil, bilim ve teknolojide ilerleyen yanıdır ki bu da zaten kilise ile bağları koparttıktan sonra ortaya çıkan bir durumdur. Buna koşut olarak dikkate alınması gereken bir diğer husus, orta zamanların aksine, modern çağda, çağın ruhuna koşut olarak din-alfabe ilişkisinin de zayıflamış olmasıdır. Sonuç olarak görülmektedir ki Arap alfabesi veya herhangi bir alfabe kutsal olmadığı gibi, Arap alfabesi temelli yazı sistemlerini bırakıp başka alfabelere geçen Müslüman toplumlar İslam dininden çıkmamıştır. Diğer taraftan alfabenin tamamen dinden bağımsız olduğunu iddia etmek de tarihî gerçeklerle pek bağdaşmamaktadır. Aşırı ve siyasi söylemler arasında bu gerçekleri görememek, bilim açısından bir kayıptır. Doç. Dr. Gökçe Yükselen PELER Teşekkürler Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.
mısır alfabesi ile isim yazma