🎭 Ahmet Yesevi Ile Ilgili Hikayeler

BenzerYazılar: Dünya Türkmenler Birliği Ve Hoca Ahmet Yesevi Federasyonundan Vali Elban’a Ziyaret Dünya Türkmenler Birliği ve Hoca Ahmet Yesevi Federasyonu Genel Başkanı; 19 Mayıs’ın Sahipleri Gençlerden Vali Elban’a Ziyaret 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle ulusal; Karataş, Kardeş Şehri Memmingen’i Ağırladı Almanya’nın TürkçedeÇeviri ve Aktarma - Bilig - Ahmet Yesevi Üniversitesi . Türkçede Çeviri ve Aktarma - Bilig - Ahmet Yesevi Üniversitesi . SHOW MORE eserdeki Türk kökenli kelimelerin incelenmesi ile ilgili çalışmalardan. bahsedilmektedir. Ayrıca yine bu bölümde «Destan»la ilgili olarak O. Süleymenov'un «Az-Ya» Kendiadını taşıyan Yesevi yolunun öncüsü olan mutasavvıfın Osmanlı İmparatorluğu üzerinde de çok mühim etkileri var olmuştur. Yasi şehrinde sufi öğretmenliği yapan Arslan Baba’dan etkilendiği bilinmektedir. Arslan Baba’nın vefaati akabininde Buhara kentine yerleşerek Yusuf Hemedani ile birlikte eğitimini 1140 yılına kadar sürdürdü. Hazırlayan Fahri Sarrafoğlu. Türk dünyasının İslamiyet ile tanışmasına nasıl ki ünlü Türk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi sebep olmuşsa Anadolu topraklarının özellikle Doğu Anadolu Bölgesinin tasavvufla tanışmasına vesile olan da Ahmed-i Hani Hazretleridir. Kendisi Hoca Ahmet Yesevi öğretilerini takip etmiş, Nakşibendi eğitim metodunu uygulayarak binlerce insanın A Ahmet Yesevi B) Hacı Bayram Veli C) Ali Şir Nevai D) Pir Sultan Abdal E) Hacı Bektaş-ı Veli (Bazı sorular MEB OGM’den alınmıştır.) 1. B 2. E 3. B 4. A 5. B 6. C 7. E 8. C 9. D 10. C 11.A 12. B 13. B 8. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavur DorisDaurer’in “çocuklarla felsefe yapma” konusunda “Jackson Konsepti” başlığı altında yetilerin geliştirmesi ile ilgili aşağıdaki bilgileri verdiğimizde bu düşünme etkinliğinin olası faydalarını ana hatlarıyla görmüş oluruz. 1. Kişilik geliştiren yetiler: Çocukların ve gençlerin kendilerine güven Mevlânanın şiiri, macerası ve hayatısemâ ve ney gibi unsurlarla birlikte âşinalarına daima “sır, esrâr, kapalılık, Kaf, âb-ı hayat” kelimelerini tedai ettirmektedir. Ona bağlı olanlar birbirlerine “sırdaş” diye seslenmektedir. Mesnevî'nin ilk on sekiz beyti arasındaki 7. Beyit: “Sır-rı men ez nâle-i Bumenakıpname Hacı Bektaş’ın doğumunu, Horasan’daki çocukluk dönemini ve Ahmet Yesevî ile ilişkilerini anlatmakla başlar. Daha sonra Anadolu’ya gelip Sulucakaraöyük’e yerleşmesi, buradaki yaşamı, o dönemdeki tasavvuf erleriyle ilişkileri ve sonuçta ölümü anlatılır. Hacı Bektaş’ın halifelerinin menkıbeleriyle eser son bulur. AhmedYesevî'nin en önemli eseri Dîvân-ı Hikmet'in kaynağı, ayet ve hadislerdir. Kur'an-ı Kerim ve sünnetleri kaynak alarak söylediği hikmet adlı şiirleri sayesinde, 12. yüzyılda Orta Asya'da İslam'ın iman, amel ve ahlaka yönelik hükümlerinin benimsenip uygulanmasında etkili oldu. Hoca Ahmed Yesevi'nin dilinde Ayrıcamenâsik-i hac ve menâzil-i hac türü eserlerde Kâbe ile ilgili manzum parçaların yer aldığı görülmektedir. Gubârî’nin 700 beyitlik Menâsik-i Hac (TSMK, Hazine, nr. 146; Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar (haz. Cemâl Kurnaz), Ankara 1992, s. 227-228. ArslanBaba'dan tasavvufla ilgili ilk bilgileri alan Ahmet Yesevî, onun vefatından sonra yine onun önceden verdiği işarete uyarak dönemin ilim ve irfan merkezi olan Buhâra'ya gider. Ahmet Yesevî, muhtemelen 27 yaşlarında iken, Buhâra'da, devrin önde gelen mutasavvıf ve bilginlerinden olan Şeyh Yûsuf Hemedânî'nin öğrencisi ve HocaAhmet Yesevi Türk tasavvuf geleneğinin hareket noktası “Pîr-i Türkistan” Hoca Ahmed Yesevî, Güney Kazakistan’da Çimkent şehrine 7 km., bugün Türkistan adıyla tanınan Yesi şehrine 157 km. uzaklıktaki Sayram kasabasında doğmuştur. Doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği şeklindeki yaygın görüş cTXFW. 3. Ahmed-i Yesevî, Arslan Baba’nın vefâtından bir müddet sonra, o zamânın önemli İslâm merkezlerinden biri olan Buhâra’ya gider. Burada, devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisap eder ve terbiyesi altına girer. Ahmed-i Yesevî’nin Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisâbı herhalde Milâdî 1100 yılından sonra olmalıdır. Kısa zamanda şeyhinin teveccühünü kazanıp, ondan aldığı feyzle kemâl mertebesine ulaşır. Her bakımdan şeyhinin tesiri altında kalan Yesevî’nin, şeyhi gibi şerîat ahkâmına, sünnetine, Hanefî Mezhebi’nin akîdelerine ne kadar kuvvetle bağlı olduğu, hikmetlerinde açıkça görülmektedir. Zâhir ve bâtın ilimlerini tamamlayan Ahmed Yesevî, şeyhinin üçüncü halîfeliğine yükselir. O da müritlerine ibâdet, riyâzet ve mücâhede tavsiyesinde bulunur. Şerîat ve sünneti her şeyin üstünde tutar. Milâdî 1160 yılında, ikinci halîfenin vefâtından sonra, üçüncü halîfe sıfatıyla Ahmed-i Yesevî, irşâd postuna oturur. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf-ı Hemedânî’den aldığı bir işâret üzerine, irşad mevkîini dördüncü halîfe Şeyh Abdülhâlık-ı Gücdüvânî’ye bırakarak Yesi’ye döner ve vefat târihi olan 1166 târihine kadar, irşâda burada devâm eder. Ahmed-i Yesevî’nin Yesi’de irşâda başladığı sıra Türkistan’da, Yedi-su havâlisinde kuvvetli bir İslâmlaşma cereyanı yanında İslâm ülkelerinin her tarafına yayılan Tasavvuf cereyanı da mevcuttu. Medreselerin yanında kurulan tekkeler tasavvuf cereyanının merkezleri hâlindeydi. Yine bu yıllarda Mâverâünnehr’i idâresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş Harzemşahlar kuvvetli bir İslâm devleti hâline gelmeye başlamışlardı. Bu uygun şartlar altında Ahmed-i Yesevî Taşkent ve Sîrderyâ havâlisinde, Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuz sâhibi olmuştu. Etrâfında İslâmiyet’e bütün samîmiyetiyle ve kuvvetlice bağlı olan yerli halk zümresi ile yarı göçebe köylüler toplanıyordu. Bu sebeple İslâmî ilimler tahsîl eden ve Arapça, Farsça bilen Ahmed-i Yesevî etrâfında toplananlara İslâm’ın esaslarını, şerîat hükümlerini, tarîkatinin âdâb ve erkânını öğretmek gâyesiyle sâde bir dille ve halk edebiyâtından alınma şekillerle Hece vezninde manzûmeler söylüyordu. Diğer manzûmelerden ayırt etmek için “Hikmet” adı verilen bu manzûmeler,dervişleri vâsıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılıyordu. Hikmetler, bilhassa Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesine hizmet etmesi bakımından çok önemlidir. Ahmed-i Yesevî’nin şöhreti ve tesiri Türk ülkelerine yayıldıkça,Yesevîlik de gittikçe yaygınlaşan bir tarîkat hâlini alıyordu. An’aneye göre Ahmed-i Yesevî, sünnetine bağlılığı sebebiyle altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusunda, müridlerine bir çilehâne hazırlatır. Müritleri, merdivenle inilen bir kuyu kazıp, dibine de ancak bir insanın sığabileceği genişlikte bir hücre yapmışlar. Ahmed-i Yesevî, vefâtına kadar bu hücrede ibâdet ve riyâzetle meşgûl olmuş. Bu hücrede ne kadar kaldığı belli değildir, fakat vefat târihi olarak kabûl edilen yılına kadar buradan çıkmadığı ve hücrede vefat ettiği muhakkaktır. Hikmetlerinde bu çilehâne hayâtını tafsîlâtıyla anlatır. Ahmed-i Yesevî’nin doğum târihi bilinmediğinden kaç yıl yaşadığı husûsunda da kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Rivâyetlere göre yüz yirmi, yüz yirmi beş veyâ yüz otuz üç yıl yaşamıştır. - 0056 Güncelleme - 0056 İlk Türk Mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi, günün hakkında en çok arama yapılan isimleri arasında yer alıyor. Peki Hoca Ahmet Yesevi kimdir, nerelidir? İşte hem bu soruların yanıtları hem de Ahmet Yesevi'nin kendisi ve eşinin hayat hikayesi... Ahmed Yesevi’nın hayatı Mavera dizisiyle yeniden gündeme geldi. TRT 1’in, tarihin bilinen ilk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi’nin destansı hayatını anlatan Mavera dizisi büyük ilgi gördü. Peki, Ahmed Yesevi kimdir? Mavera dizisine konu olan Ahmed Yesevi’nın hayatı AHMED YESEVİ KİMDİR? Ahmed Yesevî bugün Kazakistan’ın Çimkent şehri yakınlarında yer alan Sayram kasabasında dünyaya gelmiş, dinî tasavvufî eğitimini tamamladıktan sonra, yine o bölgedeki Yesi bugünkü adıyla Türkistan şehrine yerleşmiş, uzun yıllar halkı maneviyat yolunda irşad ettikten sonra, burada vefat etmiş bir mutasavvıftır. Babası İbrahim Ata, Sayram ve civarında talebeleri olan tanınmış bir hoca idi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Ahmed Yesevî, bir süre Otırar’daki Arslan Bab isimli hocanın yanında dinî-tasavvufî eğitim gördü. Onun da vefat etmesi üzerine başka şehirlerde eğitimine devam etti. Zamanın önemli ilim merkezlerinden Buhara’ya giden Ahmed Yesevî burada Yûsuf Hemedânî’nin talebesi oldu. Bazı kaynaklarda Yesevî’nin Şihâbeddin Sühreverdî ö. 632/1234 veya Ebu’n-Necîb Sühreverdî ö. 563/1168-69'nin talebesi olup icâzet aldığı söylenir. Akrabaları arasında başka şeyhler de olan ve babasının Yesi’deki halifesi Musa Hoca ile yakınlığı bulunan Ahmed Yesevî’nin bu akraba çevresinden de iyi bir eğitim almış olması muhtemeldir. Eğitimini bitirdikten sonra Yesi’de bir irfan mektebi kurup insanları dinî ve ahlâkî yönden yetiştiren Hoca Ahmed Yesevî, tasavvufî düşüncelerini Türkçe ve sade şiirler ile anlatmış, Hikmet adı verilen bu şiirler zamanla toplanarak Dîvân-ı Hikmet meydana gelmiştir. Sohbetlerinde ve şiirlerinde en çok işlediği konular Allah ve peygamber sevgisi, fakir ve yetimleri korumak, dinî kurallara riayet, güzel ahlâk, zikir, nefs ile mücadele, kendini eleştirmek, ölümü düşünmek, manevî mertebeleri gibi mevzulardı. Rivayete göre Ahmed Yesevî altmış üç yaşına geldiğinde dergâhında yerin altına küçük bir oda şeklinde çilehane/halvethâne yaptırdı. Ömrünün kalan kısmını çoğunlukla orada ibadet ve tefekkürle geçirdi. Ahmed Yesevî’nin İbrahim adında bir oğlu olmuşsa da kendisi hayattayken vefat etmiştir. Yesevî’nin nesli Gevher isimli kızı sayesinde devam etmiştir. Türkistan, Mâverâünnehir ve Orta Asya’da olduğu gibi Anadolu’da da kendilerini Ahmed Yesevî’nin neslinden sayan pek çok ünlü şahsiyet çıkmıştır. Semerkantlı Şeyh Zekeriyyâ, Üsküplü Şâir Atâ ve Evliya Çelebi bu isimlerden birkaçıdır. XIV. yüzyılın sonunda Emîr Timur, Türkistan bozkırlarında şöhreti ve nüfuzu iyice yayılmış olan Ahmed Yesevî’nin kabrini ziyaret edip kabrin üstüne bir türbe yapılmasını emretmiş, birkaç yıl içinde türbe, cami ve dergâhıyla birlikte bir külliye oluşturmuştur. Bugün bu türbe Orta Asya’nın en önemli ziyaret yerlerinden birisidir. Vefatından sonra defnedildiği yere zamanla büyük bir külliye yapılınca kütüphane, aşevi, mescid ve derviş hücrelerinden oluşan yeni ve daha büyük bir eğitim merkezi meydana gelmiş olmalıdır. Ahmet Yesevi, 1093 yılında bugünkü Kazakistanın Çimkent şehrinin doğusundaki Sayram kasabasında doğmuştur. Tam adı Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevî’dir. 7 yaşında iken babasının ölümünden sonra, ablası ile birlikte Sayram yakınlarındaki Yesi’ye yerleşen Yesevi, burada “Arslan Baba” adlı bir Türk şeyhinden ilk eğitimini almaya ilk aşamasını tamamladıktan sonra 27 yaşında iken Buharaya giden Yesevi, burada dönemin önde gelen din bilginlerinden olan Şeyh Yusuf Hemedani’ye intisap edip müridi oldu. Burada yoğun bir tasavvuf eğitimi alan Yesevi, Şeyhin dört halifesinden üçüncüsü olmuş ve ilk ikn yerine geçmiştir. Daha sonra irşad makamını Şeyh Adülhalik Gücdûvani’ye bırakarak Yesi’ye döndü. Yesi’de Yeseviye Ocağı’nı bıraktığı Şeyh Adülhalik Gücdûvani’nin yetiştirdiği öğrencisi Muhammed Bahaüddin Nakşbend’i o dönemde Yeseviye Ocağı dışında ortaya çıkan iki büyük tarikattan biri oldu. Buhara’da kurulan Nakşibendiye tarikatı, zamanla Afganistan, Hindistan ve Anadoluya yayıldı. Ahmet Yesevi ise öğretisini hocası Arslan Baba’dan aldığı “ehl-i beyt” sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurdu. Bir Türk sufi tarafından kurulan bu ilk büyük “Türk tarikatı”, önce Maveraünnehir, Taşkent ve çevresi ile batı Türkistan’da etkili olmuştur. Daha sonra Horasan, İran ve Azerbaycanda yaşayan Türkler arasında yayılan Yesevi tarikatı, 13 yüzyıldan başlayarak göçlerle Anadolu’ya, oradan da Balkanlara ulaşmıştır. 13. yüzyıl içinde Anadolu’da görülmeye başlayan Bektaşîlik, Babaîlik, Haydarîlik Yesevîlik tarikatından çıkmış kollardır. İleride Yunus Emrenin gaybdan gönderilmiş mürşidi sayılacak olan Hacı Bektaşi Veli ile aynı zamanda dinî destan kahramanı olan Sarı Saltuk, sonra Anadolu Ahiliğinin, pirî-mürşidi sayılan Ahi Evren, Osman Beyin ermiş kayınbabası Şeyh Edebali, Orhan Gazinin mürşidi Geyikli Baba ve daha niceleri Ahmed Yesevî’nin Anadolu’ya, manevî fetihler için yolladığı, menkıbelerle destekli gerçekler hâlinde söylenen müritleri, akıncıları, halifeleridir. İnsanları dinî ve ahlâkî yönden yetiştiren Hoca Ahmet Yesevî, tasavvufî düşüncelerini Türkçe ve sade şiirler ile anlatmış, hikmet adı verilen bu şiirler zamanla toplanarak Dîvân-ı Hikmet mecmuaları meydana gelmiştir. Ahmet Yesevî vakitlerini üçe ayırırdı. Günün büyük bölümünde ibâdet ve zikirle meşgul olurdu. İkinci kısmında talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretirdi. Üçüncü bölümünde ise alın teri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları satardı. Hakkında nakledilen menkıbelerden anlaşıldığı kadarıyla Yesevî, dergâhtaki zikir usulü sebebiyle dönemindeki bazı âlimler tarafından eleştirilmiştir. O da bazı şiirlerinde samimiyetten uzak âlimler ile sahte sûfîleri tenkit etmiştir. Sohbetlerinde ve şiirlerinde en çok işlediği konular Allah ve peygamber sevgisi, fakir ve yetimleri korumak, dinî kurallara riayet, güzel ahlâk, zikir, nefs ile mücadele, kendini eleştirmek melâmet, ölümü düşünmek, manevî mertebeler ve bu mertebeleri aşmadan şeyhlik iddiasında bulunmanın kötülüğü gibi mevzulardı. Rivayete göre Ahmet Yesevî altmış üç yaşına geldiğinde dergâhında yerin altına küçük bir oda şeklinde çilehane yaptırdı. Ömrünün kalan kısmını çoğunlukla orada ibadet ve tefekkürle Yesevî’nin İbrahim adında bir oğlu olmuşsa da kendisi hayattayken vefat etmiştir. Yesevî’nin nesli Gevher isimli kızı sayesinde devam etmiştir. Türkistan, Mâverâünnehir ve Orta Asya’da olduğu gibi Anadolu’da da kendilerini Ahmed Yesevî’nin neslinden sayan pek çok ünlü şahsiyet çıkmıştır. Semerkantlı Şeyh Zekeriyyâ, Üsküplü Şâir Atâ ve Evliya Çelebi bu isimlerden Yesevi, 1166 yılında 73 yaşında Kazakistan’da ölmüştür. XIV. yüzyılın sonunda Emîr Timur, Türkistan bozkırlarında şöhreti ve nüfuzu iyice yayılmış olan Ahmet Yesevî’nin kabrini ziyaret edip kabrin üstüne bir türbe yapılmasını emretmiş, birkaç yıl içinde türbe, cami ve dergâhıyla birlikte bir külliye oluşturmuştur. Bugün bu türbe Orta Asya’nın en önemli ziyaret yerlerinden biridir. Ahmet Yesevî’nin çilehânesi ile türbesi arasında yüz metre kadar mesafenin olması, onun ilk ve asıl dergâhının çilehane bölgesinde olduğunu akla getirmektedir. Vefatından sonra defnedildiği yere zamanla büyük bir külliye yapılınca kütüphane, aşevi, mescid ve derviş hücrelerinden oluşan yeni ve daha büyük bir dergâh meydana gelmiş olmalıdır. Eserleri 1. Dîvân-ı Hikmet 2. Fakrnâme 3. Risâle der Âdâb-ı Tarîkat 4. Risâle der Makâmât-ı Erbaîn Ahmed Yesevi Kimdir? Hayatı ve Divanı Hikmet Hakkında Bilgi, Türkistan’da İslamiyet’in yayılmasında en büyük rolü oynamış Türk mutasavvufu ve tarikat kurucusu. Doğu Türkistan’da Sayram kasabasında doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1166’da Yesi’de öldü. Ahmet Yesevi, İbrahim adlı bir şeyhin oğludur. 7 yaşında iken babası öldü. Ablası Gevher Şehnaz ile birlikte Sayram’dan Yesi kasabasına gelip yerleştiler. İlk tahsilini burada tamamladıktan sonra Buhara’ya gitti. Hemedanlı Şeyh Yusuf’un öğrencisi oldu. Onun ölümünden sonra üçüncü halifesi olarak yerine geçti 1166. Daha sonra, şeyhinin vasiyetine uyarak Yesi kasabasına geldi ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Ahmed Yesevi’nin kişiliği, fikirleri öylesine güçlüydü ki, sadece yaşadığı çevreye değil, tüm Asya, İran ve Ortadoğu’da milyonlarca insanı etkiledi. Sünniler, Şiiler, her mezhep ve tarikat mensubu onunla ve kurduğu düşünce sistemi ile yakınlık iddiasında idiler. Yesi’de Timur tarafından inşa edilen muhteşem türbesi bugün bile Asya’nın manevi hayatının merkezlerinden biridir. Yeni yeni İslamiyet’i benimseyen, İslami hayata ayak uydurmaya çalışan göçebe ve cengaver Türk kavimlerine, ilerde Selçuk Türklerinde en üstün noktasını bulacak olan İslam hassasiyetini aşılayan Ahmet Yesevi’dir. Onun dervişleri Anadolu’nun fethinde, Türkleşmesinde büyük emek sarfetmişlerdir. Şeriata bağlı olan tasavvuf anlayışının tesirleri uzun asırlar sürmüş, Türk-İslam dünyasının manevi babası olarak tarihteki yerini almıştır. “Benimsediği tasavvuf düşüncesini göçebe Türk toplulukları arasında öğreten, Türk halk edebiyatı geleneğine göre, hece vezniyle yazılmış ortak Orta Asya Türkçesi özelliklerini taşıyan şiirlerinden hangilerinin kesinlikle ona ait olduğu söylenemez. Bu şiirlere Hikmet adı verilmiş, türlü dönemlerde Yesevi dervişlerince Ahmet Yesevi’nin görüşlerini ve anlatım özelliklerini sürdüren yeni örnekler katıldığı kabul edilmektedir. En eski yazmaların ancak XVII. yy.’a ait olan Divan-ı Hikmet’te dervişliğin erdemleri anlatılmış, menkıbelerde dinsel ahlaksal sonuçlara bağlanmıştır. Peygamberler ve tasavvuf adamıyla ilgili hikayeler, dünyadan yakınmayı, kıyamet günlerinin yaklaştığını söyleyerek müminleri Allah yoluna çağıran, öğretici yanları ağır basan eserlerdir. Hakaniye Türkçesi ürünleri arasında yer alan Divan-ı Hikmet’in yazmaları dışında Taşkent, Kazan, İstanbul gibi merkezlerde yapılmış Arap harfli basımları bu şiirlerin 19. yüzyıl sonuna dek geniş alanlarda okunduğunu gösterir. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatı’nda ilk mutasavvıflar 1919 adlı yapıtı Ahmet Yesevi’nin kişiliğini, yaşamının, ve düşüncelerinin yakından tanınmasına olanak verdi. Divan-ı Hikmet’ten seçilmiş örnekler, Türkiye Türkçesine çevrilmiş karşılıklarıyla Prof. Dr. Kemal Eraslan tarafından yayımlandı Divan-ı Hikmet’te denemeler, 1983 Sûfî bir şâir ve tarîkat sâhibi bir mürşit olarak Türk milletinin mânevî hayâtında asırlarca nüfûzu devâm eden ve çeşitli tarîkatler üzerinde de müessir olan Ahmed-i Yesevî dikkate değer bir şahsiyettir. Şeyh Ferîd’ed-dîn-i Attar’ın ’Pîr-i Türkistan’’ şeklinde vasıflandırdığı Ahmed-i Yesevî’nin menkîbeleri ve kendisine isnad edilen kerâmetleri Türk dünyâsında öylesine yayılıp benimsenmiştir ki zamanla târihî hüviyeti unutulup, yerini menkıbevî hüviyeti almıştır. Ahmed-i Yesevî kadar değişik coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları arasında yaygın şöhreti olan ve bir velî mertebesine yükseltilen başka bir şahsiyet yok gibidir. Kerâmetleri vefâtından sonra da devâm ettirilmiş, şahsiyeti etrâfında bugüne kadar canlılığını koruyan bir kült teşekkül etmiştir. Türbesi bugün dahî Kazak-Kırgız bozkırlarına hâkim olan bu kültürde, mukaddes merkez kabûl edilmiştir. Bir şâir ve tarîkat sâhibi bir mürşit olarak Türk milletinin mânevî hayâtında asırlarca nüfûzu devâm eden ve çeşitli tarîkatler üzerinde de müessir olan Ahmed-i Yesevî dikkate değer bir şahsiyettir. Şeyh Ferîd’ed-dîn-i Attar’ın ’Pîr-i Türkistan’’ şeklinde vasıflandırdığı Ahmed-i Yesevî’nin menkîbeleri ve kendisine isnad edilen kerâmetleri Türk dünyâsında öylesine yayılıp benimsenmiştir ki zamanla târihî hüviyeti unutulup, yerini menkıbevî hüviyeti almıştır. Ahmed-i Yesevî kadar değişik coğrafyalarda yaşayan Türk toplulukları arasında yaygın şöhreti olan ve bir velî mertebesine yükseltilen başka bir şahsiyet yok gibidir. Kerâmetleri vefâtından sonra da devâm ettirilmiş, şahsiyeti etrâfında bugüne kadar canlılığını koruyan bir kült teşekkül etmiştir. Türbesi bugün dahî Kazak-Kırgız bozkırlarına hâkim olan bu kültürde, mukaddes merkez kabûl edilmiştir. Rivâyetlere göre Ahmed-i Yesevî, Batı Türkistan’ın Çimkend şehrinin doğusunda bulunan ve Tarım Irmağı’na dökülen Şâhyâr Nehri’nin küçük bir kolu olan Karasu üzerindeki Sayram kasabasında dünyâya gelmiştir. İsficâb veyâ Akşehir adıyla da anılan Sayram kasabası eskiden beri önemli bir yerleşme merkezi idi. Kasaba halkının ekserisini Türkler ve İranlılar teşkîl ediyordu. Bâzı kaynaklarda ve şiirinde de O’nun Yesi, bugünkü adıyla Türkistan’da dünyâya geldiği kaydedilmiştir. Alî Şîr Nevâyî de meşhur Nefehâtü’l-üns tercümesinde, Ahmed Yesevî’nin mevlid ve menşe’ini Yesi olarak göstermektedir. Ahmed-i Yesevî’nin doğum târihi de kesin şekilde bilinmemektedir. Kaynaklarda olduğu gibi, hikmetlerinde de bu hususla ilgili bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisâbı ve onun halîfelerinden oluşu dikkate alınırsa, Milâdî XI. yüz yılın ikinci yarısında dünyâya geldiğini kabûl etmek mümkün olacaktır. Babası, Sayram’ın tanınmış şahsiyetlerinden olup, çevresinde bir takım kerâmetleri ve menkıbeleri ile tanınan ve ahfâdından olduğu kabûl edilen Şeyh İbrâhim adlı bir zâttır. Annesi ise Şeyh İbrâhim halîfelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hâtun’dur. Ahmed, Şeyh İbrâhim’in Gevher Şehnâz adlı kızından sonra dünyâya gelen ikinci çocuğu idi. Önce annesini, sonra da babasını kaybedince ablası ile yapayalnız kaldı. Ahmed-i Yesevî, bir hikmetinde, babasının türbesini ’Aktürbet’’ şeklinde adlandırır. Bu sıra kendisi yedi yaşlarında bir çocuk olduğundan, bakımını ve vesâyetini, ablası Gevher Şehnâz üzerine aldı. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra Gevher Şehnâz, kardeşini de yanına alarak, bilinmeyen bir sebeple Yesi’ye yerleşir. Oğuz Han’ın, menkıbesinde pâyitahtı olarak gösterilen Yesi şehri, önemli bir merkezdi. Şehirde o sıra Arslan Baba veyâ Arslan Bâb adlı bir Türk şeyhinin temsîl edip yaydığı bir tasavvuf an’anesi mevcûd idi. Hikmetler’in birinde de Arslan Baba’nın Arap asıllı olduğu ifâde edilmiştir. İlk tahsîline Yesi’de başlayan Ahmed, küçük yaşına rağmen bir takım tecellîlere mazhar olması; beklenmeyen fevkalâdelikler göstermesi ile çevresinin dikkatini çeker. Daha bu yaşta delâletine nâil olan Ahmed, Yesi’de Arslan Baba’ya intisap ederek kendisine mânevî bir baba olan bu büyük mürşitten feyz almaya başlar. Arslan Baba’ya intisâbında yedi yaşında bulunduğu hikmetler’de de ifâde edilmiştir. Rivâyete göre Arslan Baba dört yüz veyâ yedi yüz yıl yaşamış,ashâbın önde gelenlerinden bir zâttı. Arslan Baba’nın Yesi’ye gelerek Ahmed’i bulması ve Hazret-i Peygamber’in, kendisine teslim ettiği emâneti vermesi, terbiyesi ile meşgûl olup, irşâd etmesi; mânevî bir işâret ve delâletine dayanıyordu. Hikmetler’de Arslan Baba’nın ashâbın ulularından olduğu, dünyâ rahatına ve nîmetlerine değer vermediği, bir diken kulübesinde ömür geçirdiği, takdîrine mazhar olduğu ve böyle ümmeti olduğu için Allah’a şükür kıldığı anlatılır.

ahmet yesevi ile ilgili hikayeler