🤿 Yuz Karasi Degil Ekmek Parasi
G1HD. İZ GAZETE - 301 madencinin 5 yıl önce Soma'da katliam gibi göçükte vefat edilişi tüm yurtta protestolarla anılıyor. Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, sosyal medyadan bir video paylaştı. Seslendirmesini kendisinin yaptığı videoda facianın görüntüleri yer alıyor. Sengel videoda şu ifadeleri kullandı; "Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası. Şairin dediği gibi yüzleri kömür karasına boyanırken, vicdanları tertemiz kalanlar onlar. Ekmeğini sadece alın teriyle değil, kömür karasıyla kazananlar onlar. Botları çamurlu yürekleri tertemiz olanlar onlar. O gün mayısın güzel olmadığı gün. Sadece gece değil, gün de karaydı o gün. Beş yıl önce Soma maden faciasında hayatını kaybeden 301 maden işçisini saygı ve rahmetle anıyoruz."
Kısa adı GMİS olan Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş, İZ TV'de yayınlanan Yüz karası değil ekmek parası isimli belgeseliyle Antalya 3. TV Ödülleri Yarışması'nda En İyi Belgesel ödülünü kazanan Yapım Sorumlusu Banu Acar'a bir kutlama mesajı Prodüksiyon tarafından çekilen ve Zonguldak maden işçileri ve maden ocaklarının konu edildiği belgesel de Alabaş'ın da görüşlerine geniş yer Yapımcı Banu Acar'a gönderdiği mesaj şöyle;Sayın Banu Acar İZTV tarafından yapılan açıklamada, Bu belgesel, ekmeğin ağzında değil midesinde olduğu ülkemizde evine bir lokma ekmek götürebilmek, çocuklarını doyurabilmek için her gün ölüm tehlikesini göze alarak yerin yüzlerce metre dibine inen cesur maden işçilerinin öyküsünü anlatıyor ifadeleriyle tanıtılan ve bizlerinde büyük bir ilgi ve beğeniyle izlediğimiz "YÜZ KARASI DEĞİL EKMEK PARASI isimli belgeselin 3. Antalya TV Ödülleri yarışmasında En İyi Belgesel ödülüne layık bulunduğunu büyük bir mutlulukla de yürekli maden işçilerinin yaşamlarını konu almanın da ötesinde onların demokrasi ve ekmek mücadelesini, sorunlarını Sendikamız Genel Başkanı olarak şahsımın da anlatımlarıyla başarı bir şekilde yansıtmanız nedeniyle size, İZ TV'ye ve Şarkuteri Prodüksiyon'a teşekkür ediyor, aldığınız önemli ödül için başta şahsınızı ve emek veren tüm arkadaşlarınızı kutluyor, başarılarınızın devamını diliyoruz. Saygı ve sevgilerimizle
Yol Türküleri “Hereke’den çıktım yola, Selâm verdim sağa sola, Haydi, benim bu dünyaya garip gelmiş şairim, Yolun açık ola!” İzmit sokakları yaprak içindeydi; Başımda, unutamadığım şehrin havası; Dilimde hep oraların şarkıları; Ellerim ceplerimde, Bir aşağı, bir yukarı. Sonbahar; İzmit sokakları yaprak içindeydi. “İzmit’in köprüsü betondur beton, Nasıl kadrin bilmez yanında yatan, Sensin gece gündüz gözümde tüten. Yüreğim yanıktır, ciğerim delik, Of of, kemirir bağrımı of, ince hastalık.” Arifiye! Şoför durdu, Enistütü Mektebi, dedi. Süleyman Edip bey müdürün adı. Bir yol da burada duralım; Ellerinde nasır, yüzlerinde nur, Yarına ümitle yürüyenlere Bir selâm uçuralım. “Ada yolu kestane Aman dökülür tane tane.” Ada demek, Adapazarı demek; Kadehler şişe olur Çark’ın başında; Zaten efkârlısın, Ayağını denk al, şekerim. “Hükümat önünden geçtim, Oturdum bir kahve içtim, Hendek’te bir güzel gördüm, Yavuklumdan vazgeçtim; Hendeğin yolları taştan, Sen çıkardın beni baştan.” Sabahları erken kalkılıyor yolculukta; Doğan güneşe karşı, Dertler biraz daha unutulmuş, Gurbete biraz daha alışılmış, Yapılacak işler düşünülüyor. “Düzce yolu düz gider, Aman bir edalı kız gider.” Düzce’deyim Yeşil Yurt otelinde. Otelin önü çarşı Salepçiler salep satar otele karşı Yine dertli geçirdim geceyi, Şarkılar, türkülerle “Evlerinin yüzü aşı boyası, İnsaf bilmez yüreğine acı değesi, Duyduğumdan beterini duyası.” Alışamıyacak mıyım, Unutamıyacak mıyım? Güneşten sonra yattım, Güneşten önce kalktım; Pencereden dışarıya şöyle bir baktım Ufuk, yeşil yeşil, ağarıyordu. Sevgilim, dedim, Dördüncü uykudadır şimdi; Galata Köprüsü açılmak üzeredir; Kül rengi sulara Kirli bir gün ışığı dökülecektir. Çatanalar, mavnalar, kayıklar, Limanda sıra bekliyen gemilerin arasında İnsanlar hayat mücadelesinde; Adamlar, kadınlar, çocuklar; Ellerinde yemek çıkınları, Rejiye giden işçi kızlar. “Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne, Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır; Ok gıcırtısından, kalkan sesinden, Dağlar seda verip seslenmelidir.” Hey, hey! Hey dağlar, hey dağlar, Bolu’nun dağları, hey! Savulun geliyorum, hey Bolu beyleri! Böyle olur yüksek yerin rüzgârı; Böylesine söyletir insanı. Yokuş çıkar, döne döne; Yokuştan bir Döne çıkar; İsa Balı’nın ardından Hanoğlu Kocabey çıkar; Ayvaz çıkar, Hoylu çıkar; Bir yardan Köroğlu çıkar “Hemen Mevlâ ile sana dayandım, Arkam sensin, kalem sensin, dağlar hey!” Kır At’a nal mı dayanır? Dağlar uykudan uyanır, Yer gök kızıla boyanır. Bu dağlardan geçmedinse, Bu sulardan içmedinse, Yaşadım deme be, ahbap. El dayanmaz, diş dayanmaz pınar başlarında Kavaklar yatar, boylu boyunca. Ovaya kereste indiren arabalardan Ses gelir, inceden ince “Arabalar yük indirir ovaya, Arabacı değnek vurur düveye, Başın döner, bakamazsın havaya.” Arabacı nasıl kıyar düvesine? Varı yoğu bir çift öküzü, Gelinlik bir kızı, Üç tane kuzu; Her şey ateş pahasına. Korozman yaptık yolda posta ile. Canım posta, gülüm posta, Selâm götür eşe dosta. Sehirliden vilâyete ilâm verilmiş, Belediye meydanına radyo kurulmuş; Verdiğimiz haberlerin özeti… Falan filân; Bir teneke benzin aldık karaborsadan, “Dayan!” dedik. Gerede’nin yolu, Reşadiye gölü. Bir göl ki… İnsanın şair olup şiir söyliyeceği geliyor. “Akşam oldu yine bastı kareler.” Oturdum sırtın üstüne. Geçmiş günleri düşündüm. Askerdim, Adilhan köyündeydim; Böyle bir akşamdı yine; İçimde yine İstanbul hasreti, Dalmış düşünmüştüm “Bu dağlar Koru dağları değil, Bu köy Adilhan köyü değil; Ne şu değirmen Ferhat ağacının, Ne de bu türkü hazin; Ne açım, ne susuz, Ne de gurbet elde yalnız. Hele güneş bir çekilsin, Gideceğim bir ahçı dükkânına Bu akşam da orada içeceğim; Hele şu Haliç vapuru İskeleye yanaşsın, Yolcular çıksın hele; En güzel saati şimdi Eyüp’ün.” Haydi yavrum, yolcu yolunda gerek. Nihayet göründü Ibrıcık köyü. – Selâmun aleykum kahveci dayı! – Aleyküm selâm, evlât, Bir hastamız var, makine bekliyor. Bir hastaları varmış, makine bekliyor. Gübre kokuyor kahvenin peykeleri. Herkesin derdi başka; Memleket, hemşeri? Sinop. “Uy neyimiş neyimiş, aman aman, Kaderim böyle imiş, Yâr üstüne yâr sevmek, aman aman, Ateşten gömleğimiş.” “Gerede’ye vardık, günlerden pazar Kaldırımlarında yosmalar gezer; Bilmem, bu gurbetlik ne kadar uzar. Yüreğim yanıktır, ciğerim delik, Of of, kemirir bağrımı of, ince hastalık.” Zonguldak yolundayız. Dağların tepesinden, Birdenbire denizi göreceğiz. Denizi gökle bir göreceğiz. Şimal rüzgârları gelecek uzaktan. O yolcu, biz yolcu, Şimal rüzgârlariyle öpüşeceğiz. Güneşli bir günde, Masmavi göreceğiz Karadeniz’i Balkaya’dan Kapuz’ a kadar, Karış karış biliriz bu şehri; Eki’ nin çiçekli bahçeleri, Rıhtıma kömür taşıyan vagonlariyla; Paydos saatlerinde yollara dökülen, Soluk benizli insanlariyla. ………………………………… “Siyah akar Zonguldağın deresi Yüz karası değil, kömür karası Böyle kazanılır ekmek parası.” Gemiler vardı limanda gemiler Her biri yeni bir ufka gider. Orhan Veli Kanık Yol Türküleri/ 1945
Yüz karası değil, ekmek parası!
Anasayfa Foto Galeri HAYAT Yüz karası değil, ekmek parası! 126 226 326 426 526 626 726 826 926 1026 1126 1226 1326 1426 1526 1626 1726 1826 1926 2026 2126 2226 2326 2426 2526 2626
yuz karasi degil ekmek parasi